"Bir Devlet ki! Gümrük işlerini, vergilerini, ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten alı konulmuştur. Böyle bir devlete elbette bağımsız devlet denemez."
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
"Bir Devlet ki! Gümrük işlerini, vergilerini, ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten alı konulmuştur. Böyle bir devlete elbette bağımsız devlet denemez."

Uluslararası Ticarette Eğilimler

Tarih: 28.11.2013 10:18:00 - Görüntülenme: 32

Ticaret, küresel arz ve talepte meydana gelen değişiklikleri ve eşitsizlikleri dengeleyecek “aktarma kayışı” (transmission belt) olarak görev görmeye devam edecektir. 



• Mevcut durumda, ekonomilerin birbirine entegre olduğu küresel tedarik zincirlerinden bahsetmek mümkün olsa da, geçmişte de görüldüğü üzere, küreselleşme kaçınılmaz bir olgu veya geri döndürülmesi mümkün olmayan bir süreç değildir. Bu anlamda, 1. Dünya Savaşına kadar olan dönem, küreselleşmenin ilk evresi olarak değerlendirilmekte; iki savaş arası dönem küreselleşmenin geri çevrilmesi (de-globalization), 2. Dünya Savaşı sonrası evre ise yeniden küreselleşme veya küreselleşmenin ikinci evresi olarak adlandırılmaktadır.



• Küreselleşmenin ilk evresine buhar gücü, telgraf ve Süveyş Kanalı’nın açılması damgasını vurmuştur. Bu çerçevede, 19. yüzyıl boyunca kara yolu ile ulaşım maliyetleri %90, transatlantik ulaşım maliyetleri ise %60 azalmıştır. 



• Küreselleşmenin geri çevrildiği evre korumacı politikalarla şekillenmiştir. Savaşın geride bıraktığı yıkımın üstesinden gelebilmek için ülkeler hem sanayinin yeniden yapılandırılması, hem geri dönen askerlerin istihdamı, hem de hammadde ve gıda kıtlığı gibi sorunlarla mücadele etmek zorunda kalmış; dolayısıyla savaş öncesi dönemin açık ticareti (trade openness) iki savaş arası dönemde kaybolmuştur. 



• Buna karşın, 2. Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası alanda ekonomik işbirliğine önem verilmiş, Marshall Planı ile ABD yardımlarından istifade eden Avrupa, zaman içerisinde AKÇT, AET ve AB’yi kurmuştur.



• Savaş sonrası dönem küreselleşmesinin dikkat çeken özelliği, üretimde iki temel ayrışmanın (unbundling) gerçekleşmiş olmasıdır. Bunlardan biri üretim ve fabrikaların tüketicilerden ayrılması, diğeri ise üretim aşamalarının yan yana olmaktan çıkmasıdır. Tüm bu gelişmelerin neticesinde oluşan üretimin dışa kaydırılması (offshoring / outsourcing) ise, paradoksal şekilde, gelişmiş ülkelerde sanayileşmenin geri çevrilmesi (de-industrialization) riskini doğurmaktadır. 



• Gelişme yolundaki ülkeler (GYÜ), 1980’de küresel ihracatın %34’ünü, 2011’de ise %47’sini gerçekleştirmiş; aynı dönemde gelişmiş ülkelerin payı ise %66’dan %53’e düşmüştür. Bu dönemde en çarpıcı büyüme Çin tarafından gerçekleştirilmiştir. 1980’de %1’lik pay ile GYÜ’ler arasında onuncu en büyük ihracatçı olan Çin, 2011’de payını %11’e çıkarmış ve yine GYÜ’ler arasında en büyük ihracatçı olmuştur.



• Çin’in 2012 yılında kaydettiği büyüme, diğer tüm büyük ekonomileri geçmiştir. DTÖ raporunda, bu ülkenin, mevcut ekonomik durumunu, konteynır taşımacılığında 1970’lerde meydana gelen değişikliklere borçlu olduğu belirtilmektedir.



• AB, ABD ve Japonya’nın, 1980-2011 döneminde gerçekleştirdiği ihracatın küresel ihracat içindeki payının sırayla %37’den %30’a, %11’den %8’e, %6’dan %5’e düştüğü görülmektedir. Benzer eğilimler ithalat cephesinde de kendini göstermektedir. Bu anlamda, ABD’nin 1980-2011 döneminde gerçekleştirdiği ithalatın küresel ithalat içindeki payı %12’den ancak %13’e çıkmış; AB’nin küresel ithalattan aldığı payın %41’den %30’a, Japonya’nın ise %7’den %5’e düştüğü gözlemlenmiştir. 



• Söz konusu dönemde ülkemizin küresel mal ihracatından aldığı pay %0,14’ten %0,74’e çıkmış; bu artış ülkemizi 1980’lerin 67. büyük ihracatçısı olmaktan 2011’in 32. büyük ihracatçısı konumuna yükseltmiştir. Benzer şekilde, küresel mal ithalatında da %0,38 olan payımız, %1,31’e çıkmış; böylece ülkemiz 51. büyük ithalatçıdan 20.liğe yükselmiştir. Raporda ayrıca, ülkelerin ihracat çeşitliliklerini gösteren bir endekse de yer verilmektedir. Buna göre, 1990-2010 arasında ülkemizin ihraç ettiği ürünlerin çeşitliliği 0,05 puanlık bir artış göstermiştir. Rapora göre ülkemiz, mal (manufactures), otomotiv ürünleri, diğer makinalar ve tekstilde rekabetçi avantajını arttırmış, tarımda ise yitirmiştir. 



• Aynı dönemde ABD’nin ihraç ürün çeşitliliği 0,04 puan artmış, AB ülkelerinden Fransa’nın 0,05, Almanya’nın 0,02, İngiltere’nin ise 0,07 düşmüştür. Söz konusu dönemde en yüksek artışı 0,63 puan ile Nepal gerçekleştirmiş, -0,76 puan ile Mozambik de ürün çeşitliliğini en fazla yitiren ülke olmuştur.



• Raporda, aralarında ülkemizin de zikredildiği Brezilya, Çin, Rusya ve Hindistan gibi büyük GYÜ’lerin hızlı ekonomik büyüme gerçekleştirdiği, ancak büyümenin şeklinin ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği; bazen emek ve sermayenin ihracata yönelik üretimi arttıracak şekilde bir araya getirildiği, bazen de büyümenin küresel mal fiyatlarına bağlı seyrettiği belirtilmektedir. Bu çerçevede, ilk durumda yakalanan büyümenin sürdürülebilirliğinin, ikinci duruma kıyasla oldukça yüksek olduğuna da dikkat çekilmektedir. 



• Her ülkenin küresel ticarette farklı bir konumda olduğu bilinmektedir. Bu itibarla raporda, ihracatta katma değerlere bakılmasının etkin bir yöntem olabileceği ifade edilmektedir. Bu çerçevede, ihracatta katma değer oranlarına bakıldığında, DTÖ raporunda yer alan 1995-1997 evresine dair verilere göre, en büyük düşüş Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi Doğu Bloku ülkelerinin yanısıra Türkiye, Kore ve Tayvan’da yaşanmıştır. Bu düşüşün, söz konusu ekonomilerin küresel arz zincirlerine artan oranda entegrasyonlarından kaynaklandığı da raporda değerlendirilmektedir. 



• Küresel ticaret verileri katma değer metodu ile incelendiğinde, Çin'in ABD'yle olan ticaretindeki fazla %30 oranında azalmaktadır. Buna karşın, örneğin Almanya'nın ABD ile dış ticaretindeki fazla, katma değer metodu ile daha da artmaktadır.



• Dünya Bankası çalışmalarına göre, 2030'a dek, GYÜ'ler ihracatlarını dört kat arttıracaklardır. Bir başka çalışmaya göre, GYÜ'ler, çalışmaya temel alınan 2004 yılından 2030'a dek, küresel mal ihracatındaki paylarını %22'den %38'e çıkaracak; bu artışa paralel olarak gıda, hammadde ve işlemiş ürün ithalatlarında da artış olacaktır. 



• Zengin ve fakir ülkeler arasındaki eğitim uçurumunun kapatılması halinde, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Sahra-altı Afrika ve Latin Amerika ile Hindistan'ın GSYİH'nı 2035'e kadar %3 oranında arttırabilecekleri, aksi halde GSYİH artışının %1 ile sınırlıkalacağı da raporda ifade edilmektedir. 



• Sermaye hareketlerinin sınırlı olduğu senaryoda ise, sadece Çin, Rusya ve Hindistan gibi ticaret fazlası veren (surplus) ekonomiler büyümeyi başarabilecek, Brezilya ise 2035'e kadar GSYİH'sının %4'ünü yitirecektir. 



• DTÖ'nün “iyimser senaryosu”na göre, 2035'e dek GYÜ'ler arasındaki ticaretin küresel ticaretin %43'ünü, GÜ'ler arasındaki ticaretin ise %17'sini oluşturması beklenmektedir. “Düşük senaryo”ya göre ise, GYÜ'ler arası ticaret %18, GÜ'ler arası ticaret ise %40 oranında olacaktır.



• Bölgesel ticaret eğilimleri incelendiğinde, yine iyimser senaryoya göre, AB-içi ticaretin 2035'e dek küresel ticaretin %21'inden %8'ine, NAFTA'nın %7'sinden %3’e gerileyeceği; düşük senaryoda ise bu rakamların neredeyse sabit kalacağı görülmektedir.



• Küresel ticarette ülkelerin payları kadar başat aktörler de zamanla değişmektedir. Çin, Hindistan, Kore ve Tayland'ın mal ve hizmetler ticareti ciddi artış göstermiş, buna karşın ABD ve Japonya'nın 1980-2011 arası ihracatları düşüş sergilemiştir. Doğal kaynak ihracatçısı ülkelerin ihracat gelirleri ve küresel ihracattaki payları, ham maddeler (primary commodities) fiyatlarındaki çalkalanmalara paralel değişmektedir. Bu çerçevede örneğin, son dönemdeki kazancına rağmen, Afrika'nın küresel ihracattan 2011'de aldığı pay 1990 ile aynıdır. 



• Öte yandan, GÜ ve GYÜ'ler, ihracatlarında gittikçe daha azalan oranlarda uzmanlaşmakta, bir başka deyişle ülkelerin ihracatları birbirlerine yakın bir kompozisyon teşkil etmektedir. 



• Uluslararası ticareti etkileyecek temel ekonomik faktörler arasında, demografik değişimler, yatırımlar, teknoloji, enerji ve doğal kaynaklar, ulaşım maliyetleri ve kurumlar yer almaktadır.



• Raporda, ticaretin birkaç küresel şirket tarafından domine edilip edilmediğinden bahisle, son yıllarda ticaretteki eğilimlerin firma düzeyinde veri kullanılmak suretiyle analiz edilmesine başlandığı vurgulanarak, bulguların, ticaretin, tüm ülkelerde ağırlıkla, büyük ticaret firmalarınca yürütüldüğünü gösterdiği tespitinde bulunulmaktadır. 



• Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere, mesela ABD’de, 2002 yılında ihracatın %96’sından fazla kısmı en büyük ihracatçıların %10’una giren firmalarca gerçekleştirilmiştir. 



• Gelişme Yolundaki Ülkeler’de de benzer bir durum gözlemlenmektedir. Ortalama olarak GYÜ ihracatının %81’i en büyük 5 ihracatçı firma tarafından gerçekleştirilmektedir. Raporda ayrıca, ihracatçı performansının ülkeler arasında değişkenlik göstermesinin, bazı ihracatçıların, ihracata başlamadan önce de iyi durumda oldukları ile mi, yoksa bir çeşit “ihracat sürecinde öğrenme” sureti ile sağlanan verimlilik artışı ile mi açıklanacağı da mercek altına alınmaktadır. 



• Bu konuda rapordaki tespit, ihracatçı firmaların, ihracatçı olmayan firmalara kıyasla, istihdam ve üretim anlamında daha hızlı büyüdüğü yönündedir.

*Kynk:DTÖ Raporu-AGM.


Son Yüklenen Diğer Haberler